18 Ağustos 2015 Salı

KBB EFEMERASI (32) tamir edici cerrahi

19 Birincikânun (Aralık) 1934 tarihinde Sedat Simavi'nin çıkarttığı
Yedi Gün gazetesinde Dr. Ali Rıdvan'ın yazdığı ve çeşitli resimlerle 
süslediği "TAMİR EDİCİ CERRAHİ" başlıklı yazıyı aşağıda sunuyorum:




TAMİR EDİCİ CERRAHİ          Yazan: Dr. Ali RIDVAN

Masamız bir yerden öbür tarafa taşınırken kaza ile çarpıp bir yerini zedelediğimiz zaman marangoz çağırırız. Orasını keser, biçer, düzeltir eski haline koyar, üzerine bir de cila çeker. Eğer usta bir tamirci ise masamızın yeniden farkı kalmaz.

Kıymetli bir vazomuz sakatlanırsa bunun da çaresi vardır. İyi bir sanatkâr onu hiç bellisiz tamir edebilir. Kırılanı bozulanı düzeltmek, insanların iyiye ve güzele olan meylinin ezeli bir icabıdır.
Vücudümüz de iyi bir tamircidir. Kudretin harikalı eli bedenimizde hiçbir noksan bulunmamasını büyük bir itina ve alâka ile takip eder;  bıçak, makas gibi kesici aletlerin elimizi, kolumuzu işaretleyivermesi  hiç  de  nadir bir hadise değildir. Kesilen yerimiz kanar, yaranın yeri bir müddet açık kalır ve acır. Fakat gün geçtikçe sağdan, soldan gelen et ve deri orasını örter ve öyle iyi örter ki ekseriya yerini bulmamıza imkan kalmaz. Hücrelerimizin, filosofları secde ettiren kudreti bedenimizde eksik ve çirkin bir nokta kalmaması için her dakika seferberdir.

Fakat  vücudümüze  isabet eden arıza tamiri mümkün olmayacak kadar büyükse, mesela bir parmağımız tamamen  kesildi, yahut kulağımızın bir parçası koptu ise vücüdün bunu tamir ve telafiye iktidarı yoktur. Hekimlikte “ziyaı madde”  dediğimiz  bu hadise  artık bedenimizin o uzuvdan mahrum kalmasını intaç eder.

Vücutte böyle eksiklikler olabildiği gibi muhtelif fazlalıklar ve şekil bozuklukları da bulunabilir. Ötemizde, berimizde çıkan bazı urlar bu kabildendir. Yüzümüzde hasıl olan çizgiler, bedenimizde yağların biçimsiz yerleşmesi sebebile husule gelen endamsızlıklar, kaşımızda, gözümüzde, burnumuzda doğuştanberi  taşıdığımız çirkinlikler… Bütün bunlar düzelmesi istenen fena şeylerdir. İşte esteteik cerrahinin mevzuu bu arızalardır.  Cerrahlığın muhtelif kolları arasında son yirmi seneden beri  en ziyade terakki eden şubenin bu kısım olduğunu iddia etmek yalan olmaz.  Diğerleri yanında  henüz çocuk olan bu cerrahi şubenin kısa zamanda imkâna getirdiği şeyler o kadar büyüktür ki yakın bir istikbal için kendisinden çok şeyler beklemek haklıdır.

Çenesi, alt dudağı, çene kemiği, ağzının zemini, hatta sakallı derisi cerrah tarafından temin edilen şu harp malülünün insanlığa ve ilime neler  borçlu olduğunu takdir edebilmek için onun eski ve yeni suratına bir göz atmak kâfidir.

Boğazımızdan mideye inen uzun hazım borusu hepimizin malûmudur. Herhangi bir sebeple arızaya uğramış olan bu borunun yerine barsaktan bir parça koymakla suretile hayret verici bir ameliyat yapmış olan profesör (Gregoire) ın şu mucizesini   alkışlamamak mümkün müdür?

Bugün barsaktan hazım borusu yapan tamirci cerrahinin elli sene, yüz sene sonra nelere muktedir olacağı basit bir tahminle tasarlanabilir. O zaman hekim elinin; ayağını, kolunu, yahut mesela gözünü kaybetmiş bir insana bu uzuvlarının –yerine yenisini aşılamak suretile verebileceğini pek âlâ kabul edebiliriz. Ve bu, hayal değildir. Bu yeni cerrahî şubesinin çerçevesi  arasına, tabiî teşekkül noksanları da girdi. Ve tashih cerrahîsi ismini alan bu ilim şubesi hünerli ellerde o kadar incelikler ve kolaylıklar kazandı ki bugün normal olmayan bir çehre ile medenî insanların arasında dolaşmayı affedilemez bir kusur olarak sayabiliriz.

.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder